5-6 yaşları arası çok pısırık bir çocukluk geçirmekteydim. oyunlarda hep joker olmak zorunda kalan kişi ya da ip atlanırken birler ikiler diye ip atlayan gruba hiç geç(e)meden ipin bacakların etrafından dolandırılması suretiyle ipi gergin tutmaya yarayan iki kişiden biri -diğer çocuk değişirdi tabi- olurdum mütemadiyen. hatta bir keresinde kreşteyken öğle uyku vakti çişim gelince "ya sifonu çekince diğer çocuklar uyanırsa?" diye düşünüp altıma* işediğim olmuştur.
neyse ön bilgi kısmı biraz haddini aştı galiba. kreş, emniyet genel müdürlüğünün kreşiydi ve yıl sonu müsamereleri olurdu, böyle tiyatro gösteri falan yapardık kendi çapımızda. bir gün oyun odasına (diğer sınıftaki çocukların da geldiği odaydı ve zannedersem o gün prova gibi bişey yapılıyordu) geçmiştik ve bazı çocuklar külkedisi sindrella oyununu oynuyordu.biz de yerimize oturmuş usluca onları izliyorduk.sonra sinderallayı oynayan kızın ağlaması gereken bir bölüm geldi.öğretmen kıza şöyle ağla böyle ağla diyordu ama kız, bir türlü beceremiyordu.tekrar dene tekrar, yok olmuyor. bir ara oturduğum yerden dayanamayıp ağlama rolü yapmış olacağım ki öğretmen "kimdi o sesi çıkaran?" diye sorunca "eyvah, kızacak şimdi" diye korka korka da olsa "ben" demiştim.ondan sonra öğretmen bir kaç şeyi daha yapmamı istedi benden ve onları da sanırım beğenince sindrella rolünü bana vermişti.
erkek gibi kısa kesilen saçlarımdan dolayı hiç bir kadın kahramanı oynayamayacağımı düşünmeme rağmen "belki cadıyı* oynarım" hayallerimden kendimi alamayan ben, sindrella oluvermiştim.
tam bir rüyaydı benim için. eve gelir gelmez anneme vatkalı elbisemi ütülettirip provolar yapmıştım.hayali arkadaşlarımla evde kendi kendime dans ediyordum.heyecanla kalbim gümbürdüyordu.hani mutluluğu tasvir etmek istesem, o vatkalı elbisesemle aynanın karşısında sindrellaymış gibi heyecanla prova yapan halimden daha uygun düşen bir halimin olduğunu hiç sanmıyorum.
sonraki günlerde her zaman işkence ediliyor gibi kreşe giden ben, severek hevesle gitmeye başlamışım*. sonra bir gün oyun odasına geldiğimde o eski sinderella*nın provada olduğunu gördüm benim yerime.o salisede aklımdan onlarca ihtimal geçti.en güçlüsü, "geç kalmıştım, provanın başlaması lazımdı o yüzden en iyi bilen de o olduğu için ben gelene kadar idare ediyorlardı" idi. ama bu ihtimaller arasında asla "sindrella ben değilim artık" yoktu.
sonra eskisi gibi oturduğumuz yere oturdum.öğretmenim de odada olmadığı için daha çok merak ediyordum.bazı çocuklar "öğretmen ağlıyor", "öğretmenin gözünde yaş var" gibi şeyler söylüyordu ancak ben ihtimal vermiyordum.gözüne, bişey kaçmıştır.öğretmen ağlar mı hiç? uslu bir çocuk olduğumdan diğerleri gibi öğretmene bakmaya da gidemiyordum, yerimde oturuyordum. sonra başka bir öğretmen bana bir kaç tekerleme ezberlemem gerektiğini söyledi:
-mart, kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.
-sakla samanı, gelir zamanı.
-...
müsamerede tekerleme söyleyecektim.cadı, manken(çocuklar yürüyüşü vardı bir de) bile değildim.tekerleme okuyacaktım.
yıllar sonra öğrendim sindrellayı oynayacak kızın rolünü emniyet müdürü* olan babasının kreş müdüresiyle yaptığı konuşma akabinde kazandığını ve öğretmenimin göz yaşlarının bile o konuşmadan daha kıymetli olmadığını.
neyse ön bilgi kısmı biraz haddini aştı galiba. kreş, emniyet genel müdürlüğünün kreşiydi ve yıl sonu müsamereleri olurdu, böyle tiyatro gösteri falan yapardık kendi çapımızda. bir gün oyun odasına (diğer sınıftaki çocukların da geldiği odaydı ve zannedersem o gün prova gibi bişey yapılıyordu) geçmiştik ve bazı çocuklar külkedisi sindrella oyununu oynuyordu.biz de yerimize oturmuş usluca onları izliyorduk.sonra sinderallayı oynayan kızın ağlaması gereken bir bölüm geldi.öğretmen kıza şöyle ağla böyle ağla diyordu ama kız, bir türlü beceremiyordu.tekrar dene tekrar, yok olmuyor. bir ara oturduğum yerden dayanamayıp ağlama rolü yapmış olacağım ki öğretmen "kimdi o sesi çıkaran?" diye sorunca "eyvah, kızacak şimdi" diye korka korka da olsa "ben" demiştim.ondan sonra öğretmen bir kaç şeyi daha yapmamı istedi benden ve onları da sanırım beğenince sindrella rolünü bana vermişti.
erkek gibi kısa kesilen saçlarımdan dolayı hiç bir kadın kahramanı oynayamayacağımı düşünmeme rağmen "belki cadıyı* oynarım" hayallerimden kendimi alamayan ben, sindrella oluvermiştim.
tam bir rüyaydı benim için. eve gelir gelmez anneme vatkalı elbisemi ütülettirip provolar yapmıştım.hayali arkadaşlarımla evde kendi kendime dans ediyordum.heyecanla kalbim gümbürdüyordu.hani mutluluğu tasvir etmek istesem, o vatkalı elbisesemle aynanın karşısında sindrellaymış gibi heyecanla prova yapan halimden daha uygun düşen bir halimin olduğunu hiç sanmıyorum.
sonraki günlerde her zaman işkence ediliyor gibi kreşe giden ben, severek hevesle gitmeye başlamışım*. sonra bir gün oyun odasına geldiğimde o eski sinderella*nın provada olduğunu gördüm benim yerime.o salisede aklımdan onlarca ihtimal geçti.en güçlüsü, "geç kalmıştım, provanın başlaması lazımdı o yüzden en iyi bilen de o olduğu için ben gelene kadar idare ediyorlardı" idi. ama bu ihtimaller arasında asla "sindrella ben değilim artık" yoktu.
sonra eskisi gibi oturduğumuz yere oturdum.öğretmenim de odada olmadığı için daha çok merak ediyordum.bazı çocuklar "öğretmen ağlıyor", "öğretmenin gözünde yaş var" gibi şeyler söylüyordu ancak ben ihtimal vermiyordum.gözüne, bişey kaçmıştır.öğretmen ağlar mı hiç? uslu bir çocuk olduğumdan diğerleri gibi öğretmene bakmaya da gidemiyordum, yerimde oturuyordum. sonra başka bir öğretmen bana bir kaç tekerleme ezberlemem gerektiğini söyledi:
-mart, kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.
-sakla samanı, gelir zamanı.
-...
müsamerede tekerleme söyleyecektim.cadı, manken(çocuklar yürüyüşü vardı bir de) bile değildim.tekerleme okuyacaktım.
yıllar sonra öğrendim sindrellayı oynayacak kızın rolünü emniyet müdürü* olan babasının kreş müdüresiyle yaptığı konuşma akabinde kazandığını ve öğretmenimin göz yaşlarının bile o konuşmadan daha kıymetli olmadığını.
Yorumlar
Yorum Gönder